Bugün istanbul kaldırımlarında yürüdüğümü farzettim..Bi baktım istanbul sen oldu.... ...
Yıllar geçti saatlerin ,ayların üzerinden...Her bakış,her gülüş,her ağlayış,her iç çekiş bir anı oldu ceketimizin iç cebinde... Tıpkı çocuklar gibi oyun oynamak...
Neye yarar dedim kendi kendime,neye yarar?Sözcükler yeterlimidir duyguları anlatmaya!Hepsi eskimiş,yıpranmış,yozlaşmış...Yinelene yinelene anlamını yitirmiş sözcükler...Sevdiğinin ağzından bir türlü duyamadığın sözcükler... Aşk öncesiz...
Bazen imkansızı konuşmak insanı yorar,bazende imkansızı konuşmak insanı öldürür.... Bir gün ,diye söz verdim kendi kendime.... Esir yine bu...
Uzaklar yakın yakınlar uzak olmuş.Oynadığımız sadece bir oyunmuş....muş...muş...Bunu hissettiğim an boynumu öne egerek kimsenin yüzüne bakmadan sessizce bir adım geriye cıktım..Artık...
Daha ölmeyecek kadar çocuktum ve ben alnımdan akan kanın sıcaklığını soğuk ellerimle hissedecek kadar kendimdeydim....... Gördüğüm ,dokunduğum...
Nice sevdalı akşamlar görmüş nemli gözlerinde,nice aşklar tatmış bir insan düşünün ki uzun...
Tanımak önemli değil,önemli olan tanıyamamak bir sabah yatağından kalktığında.Günlerce susmak. İstiyorum yine akşam kızılıığının kızgınlığını.İliklerime kadar vursun kışın ayazı.Haykırmak lanet dünyanın...
Eski bir masalda,zamanın unutturuğu bir mantık boşluğu gibi gülümsüyordu hayat aslında...Değişmeyen tek şey vardı ..O da sabahlar..Sabahlar hep aynı şekilde uyanıyor...
Kendi evinden yalanlarla kaçmak,kaçırılmak için yalvarmak..ve güller yüreğin son damlaları..Felekete hazır,ölüme mahkum.O kurşun banamı ait?Yoksa hayatımıma mı hakim?...
Kaybedilmemesi gereken ama her nedense kaybedilmiş değerli bir nesneyi bulmanın sevinciyle,onu yeniden kaybedecegini bilmenin üzüntüsü arasında bocalıyordu duygularım..... ...